Ara
  • Psk. Ahmet Sönmez

AİLE İŞLEVSELLİĞİNİ BOZAN ÜÇGENLEŞME KAVRAMI

Bowen tarafından ortaya konan aile sistemi kuramı, aile sistemi ile aile alt sistemleri arasındaki farklılığı iyi bir biçimde açıklamış ve kabul görmüştür. Psikiyatrist olmasına karşın daha çok aile terapisi alanında çalışmalar yapan Bowen, bu alanda bir çok çalışmanın öncüsü de olmuştur. Bu çalışmalardan biri, şizofreni hastalarını tüm aileleriyle birlikte kliniğe yatırdığı ve aile grup terapisi diye isimlendirilecek olan uygulamayı ilk kez gerçekleştirdiği çalışmasıdır. Bir diğeri ise, kendi yaşadığı bir olayı, öz ailesinden kendisini farklılaştırma serüvenini analiz etmesine dayalıdır(akt. Murdock, 2012).

Minuchin, aile yapılarının işlevselliklerini korumasına veya kaybetmesine göre aileyi, sağlıklı ve sağlıksız aile olarak tanımlanmıştır. İşlevsel olmayan aileleri; birbirinden kopmuş aileler, iç içe geçmiş aileler, olgunlaşmamış ebeveynlerin olduğu aileler, kopuk ve ilgisiz ebeveynli aileler ve evine bağlılığını kaybetmiş kocanın olduğu aileler olarak beş başlıkta incelemekteyiz(akt. Üstündağ, 2015). Aile bireylerinin işlevlerini sürdürebilmek amacıyla aralarında kurdukları ilişki örüntüleri ve bunu organize eden kurallar yapıyı oluşturur. Sistemin amacını yerine getirmek için kullandığı eylem türleri, sistemin fonksiyonları olarak tanımlanır. Buna göre ailenin yapısal dengesizliğinin oluşturacağı sorunlar, kötü işleve neden olan hiyerarşi ve sınırlar ile değişen, gelişimsel ihtiyaçlara uygun olmayan tepkiler olarak karşımıza çıkar(Özburun, 2018).

Yapısal aile sistemleri kuramı incelendiğinde karşımıza bazı kavramlar çıkmaktadır. Bunlar alt sistemler, sınırlar, güç, ittifak, koalisyon, üçgenleşme ve aile haritasıdır. Üçgenleşme, birbirine aynı görüşte olmayan iki bireyin, üçüncü bir bireyi kendi taraflarında yer almaya teşvik etmesiyle meydana gelmektedir. Üçgenleşmede üçüncü birey, iki bireyden birini seçmek zorunda bırakılır ya da her ikisini de sırayla desteklemek zorunda kalabilir(akt. Tura, 2014). Üçgenleşme kavramını daha iyi anlamak için öncelikle koalisyon kavramına bir göz atalım. Koalisyon kavramı kabaca, aile bireyleri arasında üçüncü üyeye yönelik kurulan bir ittifak olarak nitelendirilmektedir. Bu kavram, aile üyelerinin yaşadıkları çatışmalardan üçüncü üyeyi sorumlu tutarak üzerlerindeki baskıyı azaltma görevi üstlenir(akt. Özburun, 2018). Bu noktada üçgenleşme kavramı, koalisyon kavramının işlevselliğini kaybetmesiyle ilişkili olarak, bir ebeveynin diğer ebeveyne karşı çocuklarını kendi tarafına alıp örgütlenmesi olarak karşımıza çıkar(Nadir, 2013).


Murdock’ın aktarımına göre üçgenler insanları bir arada tutmaktadır ancak her üç bireyden oluşan yapı da üçgen olamayacaktır. Zira iki birey, üçüncü bir kimseyi içlerine çekmeden de etkileşim halinde olabilir. Aktif olan üçgenlerde, insanların özgür olamadıkları belirtilmiştir. Buradaki özgürlük kavramı, bu insanların olaylara karşı geliştirecekleri tepkilerin kısıtlanması veya tahmin edilebilir olması ile ilişkilidir. Bununla birlikte bunların seçeneklerini değerlendiremedikleri ifade edilmektedir. Bu bilgilerden yola çıkarak, bir kimsenin başkaları veya belirli bir kişi ile olan iletişiminde tekrar eden hareketlerin varlığı bir üçgenin kullanıldığını akla getirebilir(akt. Murdock, 2012).


Aile sisteminin alt sistemi olan üçgenleşme kavramı Bowen tarafından, insan etkileşimindeki temel öge olarak tanımlanmıştır. Üçgen adından da anlaşılacağı üzere üç kişiyi kapsamaktadır. Bu üçgende herhangi bir zamanda iki kişi grubun “içindedir”, üçüncü kişi ise “dışarda” kalır. Aile içindeki veya ilişkideki stres seviyesinin artması sonucunda oluşan üçgenler, oluşan kaygı bir kişiyle ilişkilendirilmemişse, yaşanan gerginliğin ikiliden biri tarafından emilmesi ve dışarıda kalan üçüncü kişinin rahatlaması veya rahatsızlık hissetmesine aracı olur. Üçgen oluşturmanın ayrıştırma ile bağlantılı olduğu raporlanmıştır. Öyle ki kendini düşük düzeyde ayrıştırmış olan bireyler, duygusallık düzeyi çok yüksek olduğundan daha fazla üçgen oluşturma eğiliminde olmaktadırlar(akt. Murdock, 2012).


Yapılan çalışmaların gün yüzüne çıkardığı üzre, aileler dengelerini koruma eğilimindedirler. Üçgenler de geçici olarak kaygıyı azaltan, ailenin kaygı durumuyla baş etmede kullandığı, bununla birlikte sürekli olması hâlinde sorunun çözümünü güçleştiren yapılar olarak değerlendirilebilir. Üçgenler, kaygıyla baş etme amaçlı yapılar olsalar da üçgene dâhil edilen kişinin davranışlarına göre de amacına ulaşıp ulaşamayacağı farklılık göstermektedir . Bu yapı içerisinde iki kişilik sistemler durağan değildir, özellikle çatışma ve gerginlik durumunda kişiler ilişkilerindeki gerilimi azaltmak için üçüncü bir kişi arayışına girerler. Buna üçgen oluşturma denmektedir. Üçüncü kişi tartışmanın bir parçası olmadığı gibi herhangi bir tarafta yer alıp almamak zorunda değildir. Üçüncü kişinin sadece varlığı bile ilişkiye bir durağanlık kazandırır. Öte yandan, üçüncü bir aile bireyini çatışmaya dâhil etmek her zaman ailedeki stresi azaltmaz. Bu durum, olaya dahil olan bireylerin farklılaşma seviyelerine göre değişebilir. Ailelerde stres ya da gerilim olmadığında üçgenler oluşturulmaz; ancak bir stres olduğunda ailenin en az farklılaşmış üyesi gerilimi azaltmak için çatışmaya dâhil edilir. Üçgen oluşturma, kişinin bir üçgene gitme çabası olarak değerlendirilebilir. Bu durum aile üyeleri ile sınırlı olmak zorunda değildir, buna arkadaşlar, akrabalar ve hatta terapist bile dâhil edilebilir. Genellikle ailedeki kaygı durumlarında başvurulmasına rağmen, üçgenlerin her zaman gerilimi azaltmadıkları belirtilmektedir(akt. Acar ve Voltan Acar, 2013).


Kerr ve Bowen üçgenlerin dört olası çıktısından bahsederler. Bunlar; bir çiftin durağan ilişkisinin üçüncü bir kişinin katılımıyla değişken bir hâle dönüşmesi, bir çiftin durağan ilişkisinin üçüncü bir kişinin evden ayrılmasıyla bozulması, bir çiftin değişken ilişkisinin üçüncü bir kişinin katılımıyla sabitleşmesi, bir çiftin değişken ilişkisinin üçüncü bir kişinin ayrılmasıyla daha uyumlu hale dönüşmesidir. Bir aile üyesinin farklılaşma düzeyi arttıkça, o birey üçgenlere başvurmadan kaygısıyla daha etkili şekilde baş edebilir. Bazı üçgenler sağlıklı iken, bazıları sağlıksız olabilir. Kısaca üçgenler genellikle ailelerde kaygıyla baş etme yolu olarak başvurulan bir yöntemdir. Buna karşın, üçgenlerin her zaman sonuçlarının olumlu olmadığını söylemek mümkündür. Üçgenler, kimi zaman ailede dengeyi geçici olarak sağlarken, kimi zaman ilişkilerdeki patolojiyi besleyebilir(akt. Alkan, 2018).


Üçgenleşme, tıpkı koalisyonda oluğu gibi hemen her ailede ortaya çıkabilir fakat bu kavramın iki şekilde sorun yarattığı bilinmektedir. Bunlardan ilki, bir ebeveynin, her sorunda taraf olma zorunda bırakılmasıdır. Çocuk ve ebeveynlerinden biri yaşadığı her anlaşmazlığı, diğer ebeveynden destek alarak çözmek isteyecektir. Diğerinde ise, anne ve/veya baba evlilik çatışmaları ve sorunlarının ortasına çocuğu çekmeye çalışır. Örneğin, ebeveynler ilişkileri ile ilgili karşılıklı suçlamaların yapıldığı bir çatışma ortamında, çocuklarından destek talep edebilir. Böyle bir senaryoda çocuk, anneye karşı babayı veya babaya karşı anneyi desteklemek zorunda kalacaktır. Bu işlevsel olmayan yapı, çocuğun bocalamasına, zorlanmasına ve hatta yaptığı her harekette bir ebeveynin saldırısyla karşılaşmasına neden olabilir(akt. Akün, 2013).








Kaynakça

Akün, E. (2013). Yapısal Aile Sistemleri Kuramı Bağlamında Ergenlik Döneminde Aile Yapısı ve Ergenlik Donemi Sorunları. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 53 (1), 85-116.

Alkan, İ. (2018). KKTC’deki boşanma sebepleri ve boşanmanın eşler üzerindeki psikolojik etkisi (yayınlanmamış yüksek lisans tezi). Yakın Doğu Üniversitesi. Lefkoşa.

Acar, T ve Voltan Acar, N. (2013). “Babam ve oğlum” çok kuşaklı/kuşaklar arası aile terapisinin temel kavramları açısından değerlendirilmesi. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri Dergisi, 13(1), 37-53.

Murdock, N. (2012). Psikolojik danışma ve psikoterapi kuramları olgu sunumu yaklaşımıyla (1. Baskı). (F. Akkoyun, Çev. Ed.). Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık Eğitim Danışmanlık.

Nadir, U. (2013). Aile danışmanlığı eğitimlerinde popüler filmlerin kullanımı ve yapısal aile terapisi kuramı ile dalgaların prensi filminin analizi. Toplum ve Sosyal Hizmet Dergisi, 24(1), 129-143.

Özburun, N. (2018). Derleme: Genel sistem teorisinden etkilenen aile terapisi modellerinin karşılaştırılması. Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi, 1(2), 172-188.

Tura, G. (2014). Yapısal aile sistemleri kuramı temelli psikoeğitim programının aile ortamı, yeme tutumu ve obeziteye etkisi: vaka çalışması (yayınlanmamış doktora tezi). Sakarya Üniversitesi. Sakarya.

Üstündağ, A. (2015). Yapısal aile danışmanlığı ve bir olgu örneği. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 14(33), 113-126.

18 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör